Sevgili okurlar, Akotur ekibi olarak bugün “İç ateşi nasıl anlarız” konusunu sizlerle paylaşmaktan heyecan duyuyoruz.
İç ateşi nasıl anlarız?
Kayseri’de geceler bazen sadece soğuk olmaz; insanın içini de üşütür. Bugün yine o gecelerden biri. Odamın penceresinden dışarı baktığımda sokak lambasının altında dönen ince kar tanelerini görüyorum. Defterim açık, kalem elimde ama yazdığım şeyler bir türlü içimdeki ağırlığı hafifletmiyor. 25 yaşındayım. İnsanların “hayatının en enerjik dönemi” dediği yerde, bazen kendimi sadece yorulmuş hissediyorum.
Ama garip bir şey var… İçimde bir şey hâlâ sönmedi. Ne olduğunu tam adlandıramadığım bir şey. Belki de herkesin “iç ateş” dediği şey bu. Ve ben bugün bunu anlamaya çalışıyorum: İç ateşi nasıl anlarız?
—
Bir gecede başlayan sorgu
Bir gün, hiçbir şey özel değilken bile insanın içi değişebilir. Benimki de öyle oldu. Geçen hafta işten dönerken otobüste camdan dışarı bakıyordum. Kayseri’nin gri binaları, rüzgârla savrulan poşetler ve insanların yüzlerindeki yorgun ifade… Hepsi bana aynı şeyi söylüyordu: “Sen nereye gidiyorsun?”
O an içimde hafif bir sıkışma hissettim. Hayal kırıklığı gibi ama tam değil. Daha çok kendime karşı bir sorgu. Çünkü dışarıdan bakınca her şey normaldi ama içimde bir şey eksikti.
Defterime o gece şunu yazmışım:
“İçimde bir şey yanıyor ama ısıtmıyor. Sadece hatırlatıyor.”
O cümleyi yazarken elim titremişti. Çünkü ilk kez iç ateşi nasıl anlarız sorusu zihnimde gerçek bir ağırlık kazandı.
—
Otobüs durağında fark ettiğim küçük şey
Ertesi sabah yine aynı durağa gittim. Hava keskin soğuktu. Ellerim cebimdeydi ama yine de üşüyordum. Yanımda lise öğrencileri vardı, kahkaha atıyorlardı. Onlara bakarken bir an kendimi dışarıda hissettim.
Sonra bir şey oldu.
Bir çocuk cebinden düşürdüğü bileti almak için eğildi. O an yüzündeki ciddiyet, hayatla küçük ama gerçek bir bağ kurduğunu gösteriyordu. İşte o anda fark ettim: İç ateş bazen büyük şeylerde değil, küçük hareketlerde saklıydı.
O çocuk bileti alırken bile “devam etmeliyim” diyordu sanki.
Ve ben… Ben uzun zamandır sadece duruyordum.
İç ateşi nasıl anlarız? Belki de cevap şudur: Durduğunu fark ettiğin anda.
—
İçimdeki hayal kırıklığıyla yüzleşme
Bir gün eski bir arkadaşım aradı. Üniversiteden. Sesinde hem başarı hem de uzaklık vardı. Yeni bir şehirde iş bulmuştu. Anlattıkça içimde garip bir şey büyüdü.
Hayal kırıklığı.
Ama ona değil, kendime karşı.
Telefonu kapattıktan sonra odamda uzun süre sessiz kaldım. Tavana baktım. Kendime kızdım, kıskandım, sonra sustum. Çünkü biliyordum ki içimdeki asıl mesele onun başarısı değil, benim yerimde sayıyor gibi hissetmemdi.
O gece defterime daha sert yazdım:
“İnsan bazen ilerlemiyor gibi hissederken aslında içten içe yanıyordur. Ama bu yanma, yakıcı bir umut mudur yoksa tükeniş mi?”
İşte iç ateşi nasıl anlarız sorusu burada daha da büyüdü. Çünkü artık sadece bir merak değil, bir iç hesaplaşmaydı.
—
Küçük işaretler
Zamanla fark ettim ki iç ateş büyük patlamalarla gelmiyor. Daha sessiz işaretleri var:
Bir şarkıyı defalarca dinleme isteği
Gece bir anda kalkıp pencereye bakma
Hiç sebep yokken iç sıkışması
Ama aynı anda “bir gün olacak” hissi
Bunların hepsi birbirine zıt gibi ama aynı yere çıkıyor.
İç ateş, bazen insanın hem yorulup hem de vazgeçememesidir.
—
Kayseri’nin soğuğunda içimdeki sıcaklık
Bir akşam yürüyüşe çıktım. Hava öyle soğuktu ki nefesim buhar olup yüzüme çarpıyordu. Ellerim cebimde, kulaklarımda müzik… Ama dış dünya ile aramda görünmez bir perde vardı.
Tam o sırada bir şey hissettim.
İçimde küçük bir sıcaklık.
Ne büyük bir mutluluktu ne de net bir umut. Daha çok “henüz bitmedi” hissi. O an durdum. Sokak lambasının altında kar tanelerine baktım.
Kendi kendime fısıldadım:
“Demek buymuş.”
İç ateşi nasıl anlarız? Bazen dışarısı donarken içeride küçük bir kıvılcımın hâlâ yanıyor olmasıdır.
—
Umut ile tükeniş arasındaki ince çizgi
Her şey her zaman net değil. Bazen içimdeki ateş bana umut gibi geliyor. Bazen de sadece yorulmuş bir inat gibi.
Bir sabah uyandığımda hiçbir şey yapmak istemedim. O gün içimdeki ateş sanki kül olmuş gibiydi. Ama garip bir şekilde o küller bile bana tanıdıktı.
Çünkü biliyordum: Ateş tamamen gitmemişti, sadece şekil değiştirmişti.
İç ateş bazen insanı ayağa kaldırır, bazen de sadece yatakta kalmasına sebep olur. Ama her iki durumda da vardır.
—
Defterimdeki izler
Defterimi karıştırdığımda şunu fark ettim:
Mutlu olduğum anlar kısa ama yoğun
Kırıldığım anlar uzun ama öğretici
En önemlisi: Yazmayı hiç bırakmamışım
Bu bile bir şey anlatıyor. Eğer içimde hiçbir şey kalmamış olsaydı, yazacak da bir şey bulamazdım.
Demek ki iç ateş, yazmaya devam etme isteği bile olabiliyormuş.
—
Bir karar anı gibi değil, bir fark ediş anı
İç ateşi nasıl anlarız?
Ben artık bunun bir karar anı olmadığını düşünüyorum. Bir anda “tamam, buldum” denmiyor. Daha çok sessiz bir fark ediş.
Bir gün otururken, bir kahve içerken, bir sokaktan geçerken… İçinde bir şey sana hafifçe dokunuyor.
Ve diyorsun ki:
“Ben hâlâ buradayım.”
Bu cümle büyük değil. Ama gerçek.
—
İçimde kalan son düşünce
Şimdi bu satırları yazarken Kayseri hâlâ soğuk. Ama içimde garip bir dinginlik var. Ne tamamen iyi hissediyorum ne de tamamen kötü.
Sadece farkındayım.
İç ateş dediğimiz şey belki de büyük hedefler, büyük başarılar değil. Belki de insanın kendine rağmen devam etme hali.
Ve en önemlisi…
Küllerin içinde bile bir sıcaklık arama cesareti.
Okuyucularımıza “İç ateşi nasıl anlarız” konusunda faydalı bilgiler sunmaya çalıştık. Akotur ekibi olarak bizi okumaya devam edin!
Benzer Bir Yazı: İç ateş neyin belirtisi olabilir ?