Gebzeden İzmite Dolmuş Var Mı? Bütün Bu Yolculuk Bizi Nereye Götürüyor?
Hayat, her an bir yolculuk. Ama bu yolculuklar bazen gerçekten garip bir hâl alabiliyor. Mesela, hiç düşündünüz mü: Gebzeden İzmite dolmuş var mı? Sorusu, neden insanın aklına gelir? Ben de bunu düşündüm, aslında. Aslında pek çok şeyi düşündüm. İzmir’de yaşayan 25 yaşında bir adam olarak, bu tarz soruların ardında her zaman bir derin anlam ararım. Ama hayat o kadar karmaşık ki, bazen sadece soruya verilen basit cevap bile yeterli olabiliyor. Peki, cevap ne? Evet, var.
Ama tabii ki bu kadar basit değil. Bir dolmuşun derinliklerine inmek gerek. O yolculuk, her şeyden önce bir hayatın küçük bir yansımasıdır. Kendi içsel yolculuğumuza çıkarken, bazen hayatı sorgulamak gerekir. Gebzeden İzmite dolmuş var mı sorusunun cevabı bir şekilde bu içsel yolculukla bağdaşıyor.
Bir Dolmuş Yolculuğunun Arka Plânı: Gebze’den İzmit’e
Şimdi hep birlikte Gebze’den İzmit’e gitmek üzere dolmuşa binmeye karar verdik diyelim. Yani, büyük bir günün planı bu. Normalde bu yolculuğu sadece bir şekilde gitmek için yaparsınız, ama ben her zaman düşündüm: Bu kadar sıradan bir şey, neden insanı bu kadar derinden etkiler? Neden bu kadar önemlidir? Çünkü hayat dediğimiz şey, bazen en küçük şeylerden çıkar. O küçük şeyler, derinlemesine düşünüldüğünde aslında büyük bir anlam taşır.
İzmir’de, arkadaşlarım arasında sürekli espri yapmayı seven biriyim. Ya da bir bakıma, çoğu zaman her şeyin anlamını abartarak düşünüp, arkadaşlarıma komik şeyler söylemeye çalışırım. Yani, sonuçta dolmuş meselesini düşünürken bile “İzmit’e dolmuş var mı?” diye düşünmek, aslında hayatın anlamını keşfetmek gibi bir şeydir. Hepimizin içinde birer yolculuk, birer “İzmit” var. Kimimiz Gebze’de, kimimiz İzmir’de, kimimiz ise başka bir yerde bu soruyu soruyoruz.
Bir dolmuş yolculuğu demek, sadece bir yerden bir yere gitmek demek değildir. Bu bir iç yolculuktur, zihinle yapılan bir yolculuktur. Ve bir dolmuşun içindeki insanlar, bu yolculuğu beraber yapıyordur. Yani, bir noktada birbirimize bağlıyız. “Gebzeden İzmit’e dolmuş var mı?” sorusu, aslında “Hayatın anlamı var mı?” sorusuyla paraleldir. Bazen doğru cevabı bulmak, soruyu sormaktan daha zor olabilir.
O Dolmuşun İçindeki İnsanlar
Bir dolmuşu düşünün. Herkes bir yere gitmek için oradadır. Arada bir anons yapılır: “İzmit! İzmit!” Birileri iner, birileri biner. Ama bir yandan da her yolcu kendi iç dünyasında bir yolculuk yapıyordur. Hepimizin hayatında küçük sıkıntılar, büyük hayaller vardır. Kimisi iş görüşmesine gidiyordur, kimisi belki de bir arkadaşını görmek için.
Yolculuğa başlamadan önce, şöyle bir diyalog geçmiş olabilir:
Ben: (İç ses) “Evet, bu gerçekten önemli bir soru. Gebzeden İzmit’e dolmuş var mı? Ne bileyim, belki de hayatı sorgulamam gerek. Belki de hayatın anlamını burada aramalıyım.”
Yanımdaki Kişi: “Haa, var var, sürekli var. Ama bu yolculuk biraz uzun. Ama neyse, manzarayı izlersin.”
Ben: “Manzara mı? Ben zaten kendi içimdeki manzarayı çözmeye çalışıyorum. Fark ettiğin gibi, ‘Gebzeden İzmit’e dolmuş var mı?’ sorusu, aslında çok derin bir felsefi anlam taşıyor.”
Yanımdaki Kişi: “Hahaha, ne anlatıyorsun sen ya? Dolmuş var işte.”
Evet, ne anlatıyorum? Belki de bazen her şeyin anlamını fazla büyütüyoruz. Bazen sadece bir dolmuş, aslında sadece bir yolculuk olabilir. Ama bazen, yolculuğun kendisi, bir hayatın öyküsüdür. Ve biz buna, her yolculukta “neden burada olduğumuzu” bilerek varız.
Gebzeden İzmit’e Bir Yolculuğun Anlamı
Peki, Gebzeden İzmite dolmuş var mı? Cevap verelim: Var. Ama bu sadece bir dolmuşun varlığı değil, aynı zamanda her yolculuğun anlamını bulma arayışıdır. Çünkü hayat, bazen dolmuşlardaki o sıkışıklıkta, o dar alanda bile kendini gösterir. Bir de dolmuşlarda yaşanan o küçük anlar vardır:
Birisi cebinden bir elma çıkarıp yerken gözlerine takılırsınız.
Ya da kapıdan binen bir kişi, yanlışlıkla başka birinin ayaklarına basıp özür diler.
Ya da başka bir yolcu, çantasından ıslak mendil çıkarıp etrafındaki herkese dağıtır.
İşte bu küçük anlar, bizim bu yolculuğumuzu daha anlamlı kılar. Bazen bunlar, bir insanın hayatına dokunan anlar olabilir. Ve evet, belki de bunlar hayatın en basit, ama en değerli anlarıdır.
İç Sesim ve Gülme Krizim
İç sesimle dalga geçmeyi seviyorum. Mesela, geçen gün bir arkadaşımın bana “Gebzeden İzmite dolmuş var mı?” diye sorması üzerine şöyle düşündüm:
Ben: (İç ses) “Ya bu soruyu sürekli soruyorsun. Senin derdin yolculuk değil. Senin derdin, bu yolculuğun ne anlam taşıdığı. Yani hayat, sürekli var mı diye sorgulamak değil. Zaten bu dolmuşlar nereye gitse, yolculuk bitmeden sorular biter mi?”
Arkadaşım: “Ya ne diyorsun sen? Yola çıkmadan önce 10 defa sordun! Var mı dolmuş? Var mı?”
Ben: (Gülerek) “Evet var, ama sormadan önce düşünsene. Neden bu soruyu soruyorsun? Belki de bu soruyu, hayatın başka bir sorusuyla eşleştirmen gerekiyor.”
Sonunda, arkadaşım gerçekten cevabı almak istemişti, ama ben onunla dalga geçmeyi seviyorum. Çünkü bazen, hayatın en basit soruları bile bizim içsel yolculuğumuza daha derin bir anlam katabiliyor.
Sonuç: Her Yolculuk Kendine Aittir
Yolculuk dediğimiz şey, bir şekilde hepimizin hayatında olan bir şey. Gebzeden İzmit’e dolmuş var mı sorusunu sorarken, belki de hayatın karmaşasına dair bir şeyler arıyoruz. Ama unutmayın, yolculuk her zaman kendine aittir. İster Gebze’den İzmit’e, ister İzmir’den bir başka şehre gidiyor olalım, her bir yolculukta aldığımız dersler vardır. Her bir anın, her bir yolun anlamı vardır.
Ve evet, Gebzeden İzmite dolmuş var mı sorusunun cevabı basittir: Evet. Ama belki de bu kadar basit bir soruya cevabı bulmak, bazen içsel yolculuğumuzu çözmek gibidir.